Hassas Konular

 

Küresel Deniz: Karadeniz

Ünsal AKTAŞ*

17 Ağustos 2009

 

Seha MERAY "Su Başlarını Devler Tutmuş" diyordu. Eskiden su başından murat edilen Panama, Süveyş, Cebelitarık'tı. Şimdilerde denizler parselleniyor. Hazar, Karadeniz topyekün gündeme taşınıyor. Yetmiyor küresel güçler kutuplardaki buz denizlerini paylaşım telaşına düşüyor. ABD Ankara Büyükelçisi Ross WILSON'un "Amacımız Karadeniz'de daimî donanma varlığı oluşturmak" şeklindeki alenî beyanı aslında yeni sorunun da tanımını oluşturuyordu. Bu global iştaha gerekçe olarak ileri sürülen belli başlı gelişmeleri şöyle kaydedebiliriz; "Karadeniz'in Avrupa Entegrasyonu", "NATO'nun Doğuya Doğru Genişlemesi",  "Hazar Bölgesindeki Amerikan Varlığı",  "Bölge Aktörlerinin Değişimi  (V. Yuşcenko, M. Shaakashvili vd.)". Ancak bunlardan daha derin ve köklü sebep "bölgenin, dünyanın en büyük ve en zengin petrol, doğalgaz kaynaklarına sahip ve tüm mücavir güzergâhların kavşak noktası olması"dır.

"Karadeniz çukuru" tabanı, yüzeyi ve çevresiyle küresel Rüçhan hakkına sahip olağan üstü bir cazibe denizidir. Zemin ve tabanında sakladığı bakir ve kaliteli petrolün yanı sıra yoğun doğalgaz rezervinin de adresidir. Bu vasfıyla kaynak, güzergâhları kucaklayan intikal özelliği ile de muhteşem bir havzadır. Nitekim tüm enerji stratejileri Karadeniz'e göre düşünülmekte ve düzenlenmektedir. Hele hele Karadeniz'le birlikte planlanan Anadolu (küçük Asya) ise tabiri caizse dost düşman çatlatan çifte kavrulmuş lokum tadındadır. Bu coğrafyayı öngörmeyen tüm hesaplar stratejik hâsılatın dışında kalmaya mahkûmdur.
Geçtiğimiz günlerde RF ile Türkiye arasında gaz, petrol ve nükleer enerji olmak üzere ve üç başlık altında imzalanan yirmi işbirliği protokolüne bu açıdan bakmak isabetli olacaktır. Gelişmelere, AB'nin anlamlı sükûnetinin yanı sıra iki yaklaşım daha katkı getirmiştir. Birisi Yunanistan'ın şaşkınlığı diğeri ise Ukrayna'nın baypas edilmesi hususlarıdır. Konuya RF'nin Ukrayna'daki üssüne seçenek olarak Abhazya'daki yeni üs arayışlarını da gözeterek bakmak uygun olacaktır. Kaldı ki yakın tarihlerde RF lideri Medvedev'in, NATO'ya üyelik girişimi konusunda Kiev yönetimini adeta bir savaş üslubuyla uyararak V. Yuşçenko'ya gönderdiği mektubun temasında, Kırım'daki olası bir çatışmaya atıf yapıldığı da hatırlanmalıdır.

Bilindiği üzere karaların düğümü denizlerde atılır. Nihayetinde tüm karalar ve anakaralar sularla kuşatılmıştır. Akdeniz çanağı gibi Karadeniz çukuru da eski-yeni eksende deniz üssü karakterlerini korumaktadır. Bu çerçevede Suriye'nin Tartus limanı ile Ukrayna'ya bağlı özel statülü Sivastopol limanı birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Ancak her ikisi de kaçınılmaz olarak Montrö'ye bağımlıdır. Şimdilerde RF'ye açılan ve sunulan Tartus deniz Üssü'nün, ABD'nin Karadeniz'deki yeni üs taleplerinin gerekçesini oluşturup oluşturmayacağını anlamak için fazla beklenmeyeceği kanaatindeyiz.

Geçmişin İpek Yolu ile sırnaşan, sarmalanan "ticaret denizi" şimdilerde tüm haritaların ve terminallerin "enerji denizi'ne dönüştü. Akdeniz çanağı eski uygarlıkların beslenme alanıydı, Karadeniz Havzası ise yeni stratejilerin sıklet merkezi oldu. Biliyoruz ki Karadeniz kuluçkada bekletilen başka irili ufaklı etnik, teknik ve stratejik krizleri de usul usul emziriyor. "Savaşlar kenti Sivastopol", "devasa donanmaların konuşlanması", "Trans-Dinyester bölgesinin akıbeti", "Batı Kafkasya'nın denize açılan özerk ve özgün halkları", "Turuncu renkli kadife karakterli(!) yeni komşuluk ölçüleri", ve tabi ki "boğazların geleceği". Büyük patron aslında Lozan – Montrö'ye rağmen İstanbul'un statüsünü de müzakereye açmış oluyor. Bu masum talebi (!) ona çok görmüyoruz. Zira yerli sermayenin önemli bir ayağı bu teklifi yakın yıllarda göç ve ekonomi süzgecinde dillendirmemiş miydi?

* * *

Bölgedeki parlak ve moda hedef NATO'ya iltihak ve iştiraktir. Bu intisabın ön ve usul şartı yanlış yöntemler olmamalıdır. Geçtiğimiz yıllarda Romanya'nın ABD'yi zamansız ve anlamsız daveti, Türkiye'nin diplomatik ve sabırlı mesaisi ile şimdilik nispî bir rahatlama sağlamıştır. Ne var ki bu gelişme kalıcı olmayabilir. Esasen hariciye bürokrasisinin ve yatırımcı sermayenin yoğun kulisi ile bazı komşu ülkelere hatırlatılması ve anlatılması zarurî olan husus şudur, "NATO'ya girmenin acil formülü büyük unsurun bölgeye daveti değildir. Zira fiilî bir kuvvetin varlığı, zamanla NATO'ya katılımın ertelenmesini besleyen özel bir şarta dönüşebilir." Kaldı ki bölgede tek merkezli, eş zamanlı, çok maksatlı politikalar üretmek ve sürdürmek imkânsız hâle gelmiştir. Nasıl İsrail, Türk–Arap ilişkilerinin paratoneri ise, Türkiye de RF'nin güvenlik sigortasına dönüşmektedir. Tüm hamlelerin odağında ise ucu Kazakistan'a kadar uzanan rezervlerin, Zonguldak'ta, Samsun'da, Trabzon'da hızlı şekillenen çıkış tünellerini sinesinde barındıran "Dünya Enerji Üssü: Karadeniz" bulunmaktadır.

Rusya mahreçli bazı haberler konunun derinliğini ve boyutlarını izaha yeterli olacaktır. Şam'daki Rus Büyükelçiliği yetkilerinden Vladimir ZİMİN'e göre Rus teknik elemanları Suriye'nin Tartus limanından öte Lazkiye limanında da dip derinleştirme çalışmaları yapıyor. Suriye RF'nin Karadeniz filosuna Akdeniz'de daimî kullanım üssü imkânı tanıyor. Diğer taraftan Jirinovski ise Kırım'ın bağımsız olması veya Türkiye ile Rusya'dan herhangi birine bağlanması gerekebileceğini apar topar açıklama ihtiyacı duyuyor. Gerçekten de bu konunun devletlerarası hukukî boyutu yoruma muhtaç niteliktedir. Bölgeye yönelik en ciddî tahlili yine R. WILSON yapmaktadır. Ona göre "Bölgede ihtilafların donmuş olması yeterli değildir. Dünyanın geri kalan kısmı hızla ilerlemekte, maalesef bu bölgede çok sayıda kişi SSCB ve onun geçmişle ilgili ihtilaflarına takılıp kalmış durumda"dır.

* * *

Acaba açık deniz (Karadeniz), açık bölge (KÖC), açık kent (Sivastopal/Akyar), açık boğaz (boğazlar geçiş su yolu) bölgedeki nihaî hedeflerin toplamı olabilir mi? "Küresel deniz; Karadeniz Projesi'nin sahiplerinden ve eski bakanlardan Allbright "ABD'nin belleği sonsuzdur" dese de, eski bir Türk atalar sözünü de unutmayalım "evli evine köylü köyüne" misali, sular er geç mecrasına akar. Ve kadim Avrasya'nın beşiği Karadeniz, deplasman derebeyinin dayatmalarını aşacak, aslî sahipleri olan Türklerin ve Slavların ortak bir iç denizi olarak kalacaktır. Modern müstevlilerin önündeki yegâne hukukî ve fiilî engel, Montrö Sözleşmesi'nin 29. maddesi gereği, Türkiye'nin "veto" hakkı ile Türkiye ile RF'nin dirayetli politikaları, yoğun işbirliği ve ortak iradeleridir. Artık kimse mazinin Sovyet tehdit ve taleplerine takılıp kalma kolaycılığına sığınıp kalmasın. Evet, "stratejik hasılat" için ilgili tüm aktörler, güvenlik bürokrasisi ve diplomasi dehaları(!) adına şimdi "Karadeniz zamanı"dır. Hem de sadece stratejik değil, enerji boyutlu ve merkezli olarak.

 

Ünsal AKTAŞ, Av., KÖKSAV Kurucular Kurulu ve KÖKSAV Kırım-Kafkasya Araştırmaları Enstitüsü YK Üyesidir.

 

KÖKSAV E-Bülteni, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı (KÖKSAV) tarafından çıkarılmaktadır. KÖKSAV bağımsız ve bağlantısız, günlük siyasî konumu olmayan bir kurumdur; merkezine Türkiye ve Türk dünyasını alarak araştırmalarını ulusal ve uluslar arası sosyal, siyasî ve stratejik konulara yoğunlaştırır, araştırma ve incelemeler yapar. Dolayısıyla, bu yayında ifade edilen bütün görüşler, değerlendirmeler ve varılan sonuçlar yalnızca yazarlarına aittir.

© 2009, KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı. Bütün hakları saklıdır.



Copyright © 2009 KÖK Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Vakfı